Kullanıcı Adı

Şifre

Şifreni mi unuttun?

Giriş Yap

Elif'in Duvarı

Elif Kayaaslan

Boğaziçi Üniversitesi

Makine Mühendis.

4.Sınıf

Etkinlik Bilgileri

 

20 Ocak 2019

Ezop Sahne - Beyaz

İstanbul, M.Köy, Trump Gösteri ve KM

   20 Ocak 2019 günü Trump Tower’da sergilenen “Beyaz” adlı oyuna katıldım. Beyaz, orijinal adıyla “Blanc”, Fransız yazar Emmanuel Marie’nin kaleme aldığı bir saatlik bir oyun. Oyunda, Deniz Çakır ve Derya Alabora’nın canlandırdığı iki kardeşin, ölüm döşeğindeki annelerinin hastalığı sebebiyle yeniden bir araya gelmelerini anlatılıyor. İki kardeş, birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da yaşadıkları acının birliğinde buluşuyorlar. Zamanla; eteklerindeki sırlar, eksik kalmış veya dolup taşmış duygular bir bir cümlelere dökülüyor. Anlıyoruz ki karakterlerin aynı zamanda babalarına dair travmaları mevcut, uzun zaman önce evden gitmiş ve bağları kopmuş. İki kardeş de bu eksikliğin, bekleyişin ve kızgınlığın hayatlarına yansımalarıyla mücadele ediyorlar. Büyük olan oyunculukla uğraşıyor, kendini ailesinden koparıp uzaklaşabilmiş fakat hayatında onu sevecek birinin eksikliğini yaşıyor. Belki de babasına karşı hissettiği güvensizliği, fark etmeden olmuş ve olacak ilişkilerine de yansıtıyor. Küçük kardeş ise ailesinin ve annesinin yanında kalmış, annesinin yaşadıklarına birebir şahit olduğundandır belki, babasına büyük kardeşten çok daha kızgın durumda. Kendisi evlenmiş fakat kocasını sevmediği sinyallerini alıyoruz ve sonralarında onu aldatmış olduğunu öğreniyoruz. Buna rağmen çocuğunun kendisi gibi “parçalanmış” bir ailede büyümemesi ve kendi tattığı acıları tatmaması için ayrılmama kararı almış. Bir yandan da kendini hapsettiği yaşamında barınamayacağının da farkında, bu hapsoluşun ne yaparsa yapsın yüzünden okunacağını düşünüyor, bu yüzden de çocuğunun aslında bu bahsettiği “acıya” seçimi ne olursa olsun mahkûm olduğunu… İki kadın, oyunun başında bize hissettirdikleri uzaklığı sona doğru kırıyorlar ve aslında tamamlanmış hissetmek için birbirlerine ne kadar ihtiyaçları olduğunu anlıyorlar. Uzun zamandır süren bekleyişleri, babalarının eve gelmesi ve anneleriyle yüzleşmesi ile son buluyor ve birçok düğümü çözüyor içlerindeki.

    Tiyatro için yapabileceğim naçizane eleştiri ise, aslında senaryoda bir yeri bulunmayan “anne” karakterinin varlığını hissettirmek adına sahneye projeksiyonla yansıtılan görüntüleri. Her ne kadar sahnede Suna Selen’in katkısını görmek güzel olsa da tiyatronun varoluşu gereği sahnede bazı şeyleri seyircinin hayal gücüne ve çağrışımına bırakmak daha iyi bir seçenek olurdu diye düşünüyorum. Bunun dışında, özellikle Deniz Çakır’ın karakterine koyduğu katkı çok büyüktü, onu çok iyi anladığı çok belliydi.