Kullanıcı Adı

Şifre

Şifreni mi unuttun?

Giriş Yap

Sena'nın Duvarı

Sena Bakır

Akdeniz Üniversitesi

Hukuk

2.Sınıf

Kitap Bilgileri

 

24 Ocak 2019

İnci Aral - Unutmak

Sürekli  roman,öykü tarzlarında kitap okuyan biri olarak  bu sefer anlatı tarzına adım atacağım için  kitabı elime alır almaz heyecanlandım. Bir anlatı okumak kuşkusuz ki yazarın hayatına girmek,onu tanımanın en iyi yöntemi. Kitapta sorularıyla kitabın yönetilmesini Tolga Meriç sağlıyor; her soruyla İnci Aral’ın hayatına biraz daha yakından bakma imkanımız oluyor. Ben de elimden geldiğince yazarımızın hayatını gözler önüne serip,öykülerini okuyanlara daha kolay anlamlandırmasında yardımcı olmaya çalışacağım yazımla. İnci Aral 1944 yılında 3 çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak Denizli’de dünyaya geliyor. İki katlı ahşap bir evde doğuyor.  Annesi için kolay bir doğum olduğunu söylüyor yazarımız doğumundan sonra çekilen fotoğraflara bakarak. Doğduğu dönem 2.Dünya Savaşına denk geldiği için yazarımız kitapta kendi doğumuna dışarıdan bir 3.kişi gibi bakıp o dönemde silah fabrikaları ve gaz odalarının  aralıksız çalıştığını söylüyor. Sanki bebekliğinde duymuşcasına ekmek karnelerine vurulan damgaların tok sesinden bahsediyor. İnci Aral annesini de babasını da çocukken kaybediyor bu sebeple de ailesine dışarıdan bakıp yorum yapması gerektiğinde annesinin de babasının da yüzünde üç çocuğunu öksüz ve yetim bırakacaklarını biliyormuşcasına bir hüzün gördüğünü söylüyor. Ailesini erken yaşta kaybeden yazarımızın psikolojisinin aldığı darbeyi ve bunun etkisini ömrü boyunca yaşadığını da dillendiriyor kitapta. Terk edilme korkusuyla tüm ömrünce baş ettiğini bu sebeple ölümcül ayrılıklara sürüklendiğini de görüyoruz kitabın her bir sayfasında. Bu gelişmeler yazarımızın kişiliğinin 2 boyutlu şekilde gelişmesinde kuşkusuz ki etkili oluyor;bir yanı yetim,öksüz,karamsar bir yanı ise iyimser,atak,sorun çözmeye yatkın bir taraf. Dokuz yaşındayken babasını beyin kanaması sebebiyle kaybeden İnci Aral annesi ve kardeşiyle beraber Bursa’ya halasının yanına taşınıyor. Çocukluğu boyunca birçok ev değişimi yaşadığı için de bir yeri benimsemek ve bağlanmak konusunda çocukluğunda problemler yaşadığını görüyoruz. Babasının ölümüne kadar daha konuşkan bir çocuk olan İnci, babasını kaybettikten sonra suskunlaşıyor. Babası ile annesi farklı eğitim seviyelerine sahip olmalarına rağmen İnci Aral annesinin topluluğa girdiğinde dikkat çeken yapısından  bahsediyor. Çocukken annesinin, küçük kardeşine nazaran İnci’ye daha mesafeli olduğunu, birkaç kez dövdüğü gerçeğiyle de kitabın sayfalarını çevirdikçe karşılaşıyoruz. Babasını erken yaşta kaybeden İnci Aral sonraki yıllarda hayatına aldığı erkeklerde de temel olarak baba şefkati ve kollayıcı bir sevgi arıyor. Benliğinde meydana gelen boşluğu o şekilde doldurmaya çabalıyor. Babasının ölümünden sonra halasının yanında sığıntı olarak yaşamaya başlayan İnci’nin annesi de beyin kanaması geçiriyor ve uzun bir süre hastanede kalıyor. Bu süre zarfında halasıyla kalıyor. Yazarımızın çocukluğuna ilişkin anıları okurken dönemin sosyoekonomik ve kültürel özellikleriyle de ilgili birçok ipucu öğrenme fırsatımız oluyor. O döneme de günümüzden farklı olan bir özellik de karşımıza evde bakılan beslemeler yoluyla çıkıyor. Köylerde çok çocuklu ailelerin bakamadıkları küçük kızları ev işlerini görmek için şehirdeki ailelerin yanında karın tokluğuna çalıştırmak için verdiğini de kitapta görüyoruz. İnci’nin annesinin ve halasının beslemelere karşı  gösterdiği tepkileri İnci’nin düşünceleriyle beraber öğrenme fırsatımız oluyor. İnci babasının ölümünden sonra annesinin depresyon ve hastalıklar geçirmesi nedeniyle evin temel işlerini küçük yaşta öğrenmiş oluyor kuşkusuzdur ki bu onun çocuk yaşta sorumluluk almasını ve büyümesini de sağlıyor. Babasının ölümünden 2 yıl sonra annesini de beyin kanamasıyla da kaybeden İnci hayatının daha da zor olan kısmına adımı atmış oluyor. Uzun bir süre beklenmedik bir anda kendisinin de beyin kanamasından öleceğini düşünüyor. Annesi ve babasıyla hiçbir zaman çok da yakın olma fırsatı yakalayamayan İnci annesinin tuttuğu ajandayı bulup da okuduğunda annesinin dünyasına belki de ilk kez girmiş oluyor.

Parasız yatılı olarak öğretmen okulunda okuyan İnci ilk kez o zamanlar Askeri Okuldaki abisiyle mektuplaşırken yazmanın gücüyle karşılaşıyor. Mektuplarla kendi iç sesine de ulaşıyor ve eğitimine Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş bölümünde devam ediyor yazarımız. O dönemdeki siyasi faaliyetler hakkında da kitaptan bilgi alabiliyoruz. Okulunu bitiren yazarımız 20 yıl kadar Samsun’da öğretmenlik yapıyor. Öğretmenliği ile ilgili bir süre nöbetçi öğretmen odasında kaldığını sonradan bitmemiş bir inşaatın giriş katında kaldığını öğreniyoruz. Okulun en hevesli ve çalışkan öğretmeni olduğunu da kendisi dillendiriyor yazarımız. Ardından Manisa’da bir okula atanıyor ve üç dört ay sonra da gündelik giysilerle sessizce bir evlilik yapıyor. İki oğlu oluyor. Çocukları küçükken eşinin bebek ağlamaları nedeniyle salonda yattığını ve bu sebeple eşine kırıldığını da görüyoruz yazarımızın. Çocukları küçükken yazmayı neredeyse bıraktığını da görüyoruz. Kayınvalidesi ve kayınpederiyle yaşamaya başlayan yazarımız evde kendini sığıntı ve yabancı hissediyor ve eşinden boşanıyor. Çocukları babasıyla kaldığı için büyük özlem duyan yazarımız yeniden kendini arama ve yazma telaşı içine giriyor. İkinci evliliğini Ali Gür ile yapıyor. Yine kitapta yazarımızın kendi hayatıyla ilgili bilgilerin yanında toplumun adalet sistemi ve baskıları, aşk, özlem gibi birçok konudaki fikirlerine de ulaşıyoruz. Yaşadıklarından da yola çıkarak kırık kalpli insanların tehlikeli olduğunu il başta anlaşılmasa da kısa süre içinde kırılmışlıklarını ele verdiğini söylüyor. Yine aşka yeni bir dünya kurma ve yeni bir olanak yaratma süreci olarak görüyor. Aşkla ölümü bağdaştırıyor ve sonsuzluk rüyası oluşturduğunu söylüyor. Unutmak diye bir şey olmadığını belleğin kimi zaman unutmuş gibi yapmasının aslında acıyı yeryüzünden kaldırma kaygısından geldiğini söylüyor ve birçok anısını daha dünmüş gibi dile getiriyor, aslında unutamamışlıklarını 'Unutmak' adlı kitabıyla okuyucularıyla buluşturuyor. Kitabı severek okumamın  başka bir nedeni de kuşkusuz ki kitapta İnci Aral’ın hayatına ait fotoğrafların da bulunmasıydı. Bu kitapla aslında bir yazarın hayatında yer alan her olayın, yaşanmışlığın öykülerine ve romanlarına nasıl yansıdığını bir kez daha anlamış oldum. Yine zorluklarla baş etmiş bir kadının tek başına ayakta durma ve mücadele etme başarısını görmüş oldum.