0 545 860 99 22

Bilgi@Kumbaravan.com

Oğuzhan'ın Duvarı

Oğuzhan Köse

İst. Medipol Üni.

Mikrobiyoloji

Y.Lisans Tezli

Etkinlik Bilgileri

 

09 Kasım 2018

Oda Tiyatrosu,

İstanbul, Mecidiyeköy

1 Gün Sonrası

09.11.2018 Oda Tiyatrosu’nda “1 Gün Sonrası” isimli oyuna ben bursiyer olarak, aynı gün yüksek lisans tez savunmasını başarıyla gerçekleştiren bir arkadaşımla birlikte katıldık. Yola çıkmadan oyunda boş yer olup olmadığını telefonla arayıp teyit ettik ve bir kişi için rezervasyon yaptık. Arayıp rezervasyon yaptırdığım için çok şaşırdılar sanırım, seslerinden öyle anlaşılıyordu. Sanki 100 yıldır kendi aralarında oyun oynayıp duruyorlarmış da, ilk kez biri onları izlemek istemiş gibiydi sesleri. İşte o an oyunu aramaya başladık internet boyunca. Acaba ne zamandır oynanıyor, oyuncular kimmiş, yorumlar nasılmış vs. fakat pek bir bilgi bulamadık açıkçası. Bu da biraz ön yargı oluşturuyor. Oyun hakkında internette içeriğe dair birazcık bir şeyler anlatan bir bilgiyi geçtim, oyunun varlığını dair anlatan pek bir şey yok. Tiyatronun kendi web sitesinde dahi yok. Hatta ve hatta oyunun yazarı Kaan Erkam’ın kendi kişisel sitesinde de yok. Oyunun reklamı yapılmıyor, bu da insanın aklına olumsuz düşünceler getiriyor açıkçası. Oyunun afişi de üzerinde çok uğraşılmamış, basit bir afiş olmuş bu arada.

Oyun başlama saati 20.00 olarak görünmesine rağmen biz 19.00 gibi tiyatro binasındaydık. “Rezervasyonumuz vardı, biletimizi alabilir miyiz?” dediğimde çok güler yüzle karşıladılar bizi gerçekten. Fakat POS cihazları yok, kartla ödeme yapamadık. Halbuki ben “mezuniyet hediyesi” adı altında getirmiştim arkadaşımı, POS cihazları yoksa para verelim deyip 100 lira uzattık, onu bozacak paraları da yokmuş. Bileti hediye ettiler! Gerçekten çok güzel bir jest oldu bu ön yargılarımızı yıkmak adına. Oyun da 20.30 gibi başlayacak dedikleri için tiyatronun hemen yanındaki AVM’de birer kahve içelim zaman geçsin diyerek 1 saatimizi geçirdik. 20.10 gibi tiyatronun önünde, Atilla Yiğit ve ekibiyle muhteşem bir “goy goy çevirdik”. Goy goy çevirdik diyorum çünkü bu muhabbeti anlatacak başka bir terim yok benim kelime dağarcığımda. Çok eğlenceliydi cidden, çenem ağrıdı gülmekten. Kendi çocuklarıyla, eşiyle, ekip arkadaşlarıyla, “gelin parçası”yla tanıştık, kendisi gerçekten çok hoşsohbet biri, inanılmaz keyif aldık onunla konuşmaktan. Hatta o kadar keyifliydi ki, bizi zorla topladılar tiyatronun önünden, doktorlarla yaşadıklarından tutun da kahvenin köpüğüne kadar çok çeşitli konularda konuştuk, arada bize “Evli misiniz, sevgili misiniz, nesiniz siz?” diye de takılmaktan geri kalmadı he he. Oyun başlıyor, biz müsaadenizi isteyelim diyerek salona geçtik. Oyunun yazarı Kaan Erkam da salonun en arkasındaydı yanlış hatırlamıyorsam.

Oyunla ilgili pek iyi yorum yapamayacağım, çünkü oyunu ikimiz de beğenmedik. Hatta şöyle komik de bir diyalog gelişti Atilla Bey ile aramızda oyun sonu: Oyun öncesi tiyatronun önünde muhabbet ederken arkadaşıma yönelip “Sen bu oyunu beğenmeyeceksin, bak söylüyorum, demedi deme” demişti. Oyun sonunda arkadaşıma yönelik “Bak beğenmedin di’ mi, ben demiştim” dedi sahnedeyken. Oyunun bir bölümünde oyunculardan Onur, “Toplumumuz eleştirmiyor, tepki göstermiyor, ‘Aman canım çocuklar uğraşmış, ancak bu kadar olmuş, heveslerini kırmayalım’ diyor. Hayır efendim, bunu yapmamalıyız, tepki göstermeliyiz. Kötü ise izlemeyin, izlemeyin ki kötü olduklarını fark edip kendilerini geliştirsinler.” gibi bir şey söylüyordu. Arkadaşım da Atilla Bey’in sorusu üzerine bu cevabı versem mi diye bir anlık düşünmüş, ama bütün salonun önünde böyle bir şey söylemeye utanmış açıkçası. Şu an düşünüyorum da, eğer “Aman canım çocuklar uğraşmış, ancak bu kadar olmuş, heveslerini kırmayalım” deseymiş bir yarım saat daha güzel ve kaliteli muhabbet edecek kadar sohbet konusu çıkarmış bize.

Oyunda ufak da olsa gözümüze batan bazı oyunculuk ve senaryo hataları olmuş her ikimizin de. Atilla Bey’in oyun sonunda sahneye çıkarak oyunculardan Yağmur için söylediği “Kızımız artık amatör tiyatrodan profesyonelliğe geçmek istediğini söyleyerek bize geldi” ifadesini ve Onur’un “Aman canım çocuklar uğraşmış, ancak bu kadar olmuş, heveslerini kırmayalım” repliğini düşününce çok ağır eleştirmeyeceğim ama eleştirmezsem de olmaz. Öncelikle oyun Kaan Erkam Bey tarafından, 22 yaşındayken yazılmış. Onur’un canlandırdığı karakterin aslında kendisi olduğunu; opera tarihi üzerine doktora tezi yazanın, bahçe katında oturan, kendi kendine konuşan 22 yaşındaki genç çocuğun kendi gençliği olduğunu anlattı oyun sonunda. Öncelikle 22 yaşında doktora tezi yazılmaz. Ben 25 yaşındayım, hala yüksek lisans yapıyorum. Çok hızlı ilerleyen, çok zeki çocuklar yok mu dünyada; tabii ki var. Ama ilkokula erken başlayıp, üstün zekalı olup sınıf atlayan, erkenden üniversiteye başlayıp bitiren, doktoraya başlayan, 22 yaşında tez aşamasına gelen biri olamaz. Hesaplamaya çalıştık ama neresinden tutarsak elimizde kalıyor maalesef. 2 akademisyen adayı insan için bu çok büyük bir detaydı bizim için. Oyun öncesinde de biliyorduk Kaan Bey’in 22 yaşındayken yazdığı bir oyun olduğunu aslında. Fakat o zamandan bu zamana hiç revize etmemiş sanırım kettle ve cep telefonu dışında. Kendisi de oyun sonunda söylemişti “Kasetçalar vs kullanmamızın, sadece kettle ve telefonu eklememizin sebebi budur, orijinaline bağlı kalmak” diye.

Bu konu, iki arkadaş olarak oyun sonrası kritiğini yaparken gerçekten üzerinde durduğumuz bir konu. Sanki 22 yaşında yazılıp bir kenara atılmış, ev taşırken yığınların arasında bulunmuş ve üstünkörü okunarak kettle ve telefon düzeltmesi dışında hiçbir şekilde el sürülmemiş bir oyun gibiydi. Senaryodaki hataları düşünmemişler, yeterince özen göstermemişler diye düşünüyoruz ikimiz de.

Senaryo hatalarından bir başkası, Yağmur’un canlandırdığı karakterin Onur’un canlandırdığı karakterin evine gelmesiydi. Yağmur’un oyunda anlattığı hikayeye göre sevgilisi onunla birlikte olmak istemiş, Yağmur da reddetmiş. Sonra ölmüş (ya da öldürülmüş. Çünkü senfoninin bitmesine yakın opera binasının tepesine çıkıp, senfoninin yükselip yükselip yükselip bittiğini anlatıyor. Kendini binanın tepesinden aşağı mı bırakmış, onu oraya çıkartan sevgilisi mi aşağı atmış tam anlamadık açıkçası. Cinayet mi intihar mı hala çözmeye çalışıyoruz he he). Öldükten sonra dünyaya 1 günlüğüne geri gönderiliyor ve yapmayı en çok istediği şeyi yapması için fırsat veriliyor. Yağmur da sevişmek istediğini söylüyor. Neden Onur? Eski sevgiline gitsene. Zaten ayrılmanızın sebebi eski sevgilinin sevişmek istemesi değil mi, hem o mutlu olsun hem sen mutlu ol, iki taraf da mutlu olsun. Neden Onur? Ya da dünyada bir sürü yakışıklı insan var, bir sürü ünlü var, bir sürü zengin, karizmatik, çekici vs erkek var. Onur çok sıradan, hatta çizdiği karakter profili itibariyle işsiz güçsüz biri. Onur’u seçmesi gerçekten çok saçmaydı. Rastgele bir olaymış gibi gösterilmeye çalışılmış bu olay, ama senaryo hatası olarak görüyorum ben. Ayrıca oyunda “tesadüf mü, tesadüf değil kurgu” repliğiyle buna selam çakmış olabilirler, olmayabilirler de. Bilemedim, ama gülümsetti.

 

Bir başka eleştirimiz ise, iki karakter de kitap okumadığını söyleyip ezberden kitap pasajları okuyan insanlar. Emekli mi oldular kitap okumaktan? Onur mesela, oyunun başında kitap okumuyorum deyip Yağmur evine gelip kitaplarına bakınca “Kafamı dağıtmak için roman okuyorum” diyordu. Bu tutarsız bir durum.

Senaryo ile eleştirmek istediğim son bir nokta daha var. Oyunun asıl amacı oğlanla kızı seviştirmek. Bu çok net. Onur kendine kızıyor, “kadının biri bana korkak dedi” diyor; Yağmur açık açık söylüyor sevişmek  istediğini. Tam o anda aklımda beliren soru şu oldu: “Acaba nasıl sahneye yansıtacaklar seviştiklerini? Paravanın arkasına geçip üstleri başları dağılmış halde mi geri dönecekler, yoksa ışıklar kapanıp 1 GÜN SONRASI diyerek açılıp

Yağmur: Hiaağğğ ne kadar da güzel seviştik değil mi?

Onur: He-... Hehe... Evet... Allah’ım,... biz... seviştik mi? Hem de... Hem de bir... kadınla... Aman Allah’ım,... hala inanamıyorum... Sen... Gerçek misin?

gibi bir diyalogla mı devam edecek diye bekliyordum. Hiçbir şey olmadı. Hiç. Öpmedi bile. Yanağından öpseydi bari. En heyecanlı yerinde reklam veren diziler gibi oldu, içimde bir boşluk, bir açlık kaldı. Yanlış anlamayın beni, kötü bir niyetim yok kesinlikle, sapık falan değilim. Ama oyun metni yarım kalmış gibi hissediyorum. Oyun metniyle birlikte ben de yarım kaldım galiba. Sonu kopartılmış kitap gibi.

Oyunculukla ilgili eleştirebileceğim Onur’un oyunda yaptığı bir hareket de yine ikimizin gözüne de takılmış. Yağmur’a 2 kez kahve ikram etti fakat ikisinde de kahve koymadı bardaklara. Bu çok küçük bir detay gibi görünüyor, ama oyunun mantıksal bütünlüğünü bozan ufak detaylardan. İlk fincanda kahvesiz kahve, ikinci fincanda susuz+kahvesiz kahve ikram etti. Bunu eleştirmemin sebebi şu: İlk fincanları ikram ederken gerçekten sıcak su koydu bardaklara. Dumanı tüten suyu gördük. 2-3 yudum da içtiler gerçekten. Yani bir oyunda bu yapılıyorsa, gerçekten o materyal kullanılıyorsa sonuna kadar kullanılmalı bence, ya da hiç kullanılmamalı. En başından, hiç kahve ve su koymadan, -mış gibi yapsaydı hiç sesimi çıkartmazdım. Fakat suyu ilk fincanda koyup ikinci fincanda koymamak benim gözümde bir hatadır. Suyu koyup kahveyi koymamak başka bir hatadır. İkinci fincanı ikram etmeden önce sadece su koyup, kaşıkla sadece 1 kez karıştırmak da bambaşka bir hatadır.

Çok eleştirdim, biraz da öveyim. Çünkü oyun baştan aşağı rezalet değildi, amatör oyuncular için iyi sayılabilecek bir düzeyde diyebilirim. Dostlukla ilgili bir şiir okurken Yağmur (sanırım şiirdi, emin değilim), Onur’un arkadan bir bakışı var ki Yağmur’a... Kırk yıllık aşık bakışıydı o. Aynı bakışı bir kere de Yağmur, Onur’a attı. Yağmur’un gözlerinde ne vardıysa artık oyun boyu kızın gözleri parlıyordu, ama o bakış başka bir şey. Yakaladım! Ya çok iyi rol yapıyorlardı (ki sanmıyorum), ya da gerçekten birbirlerine aşıklar. Birlikte iseler uzun uzun mutluluklar dilerim. Hatta Atilla Yiğit’ten ben isteyebilirim Onur’u Yağmur adına he he (bu da oyun öncesi goy goyun bir parçasıydı. Arkadaşımla beni birbirimize yakıştırıp, çiçeğini çikolatanı yaptırıp bize gel kızım, isteyelim şu çocuğu sana diye üzerine gidiyorlardı arkadaşımın he he).

 

Sahneyle ilgili de eleştirebileceğim ufak 1-2 şey var. Bir kere sahne yok. Yükselti yoktu cidden. Bazı şeyleri ben o yüzden kaçırdım (mesela Yağmur ve Onur koltukta otururken el ele tutuştular birkaç kez, ben ilkini göremedim ne yazık ki). Ayrıca yalıtımı biraz zayıf sanırım, salonun dışında konuşan insanların sesleri içeri geliyordu. Bir de yine ufak bir eleştiri, salon çok küçük. Çok basık ve boğuk geldi bana. Eldeki imkanlarla bu kadar olmuş, “Aman canım adamlar uğraşmış, ancak bu kadar olmuş, heveslerini kırmayalım” diyesi geliyor insanın. Ellerinde daha fazla para olsa eminim ki çok daha başarılı bir salon dizayn ederlerdi, ama bu işi para için yapmadıkları çok ortada. Tamamen zevk için yapıyorlar. Yazımın en başında da söylediğim gibi, sanki onlar hep kendi aralarında oynuyorlarmış da biz “Yer var mı, biz de gelebilir miyiz, rezervasyon yaptırabilir miyiz?” dediğimizde ilk kez böyle bir istekle karşılaşıyorlarmış gibilerdi. Çok güzel insanlar, çok iyi kalpliler, ama açık konuşmak gerekirse oyunu ben beğenmedim.

Etkinlik Bilgileri

 

17 Kasım 2018

Ankara Sanat Tiyatrosu

İstanbul, Mecidiyeköy, Trump Gösteri ve Kültür Merkezi

İyi Geceler Anne

“İyi Geceler Anne”, Marsha Norman tarafından yazılmış bir oyun aslında. Ülkemizde daha önceleri de oynanmış, hatta 11. Afife Tiyatro Ödülleri’nde oyunun iki oyuncusu Hikmet Körmükçü ve Celile Toyon ‘Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu’ dalında aday gösterilmiş, ödülü ise Hikmet Körmükçü almış.

Lale Mansur ve Gizem Aldemir’in performansları da mükemmel. Hatta Gizem Aldemir rolüne kendini o kadar vermiş ki... Ben bu oyunu kötü eleştiremem. Tiyatro tanrılarının gazabı üzerime olur, ama oyun hakkında bir değerlendirme yazısı yazabilirim elbet.

Oyun, Jessie’nin (Gizem Aldemir) annesi Thelma’ya (Lale Mansur) intihar edeceğini söylemesi ile başlıyor. Tam olarak öyle değil aslında, ama asıl olaylar bundan sonra başlıyor diyelim. Günlük hayatlarının yanında bir yandan da intiharı tartışıyor anne-kız. Thelma ne kadar vazgeçirmeye çalışsa da Jessie’yi kararlı bir şekilde izliyoruz. Gizem Aldemir; bir yandan annesinin çabalarını savuştururken diğer yandan gündelik konuşmalarına devam eden Jessie’yi gerçekten çok ustaca oynuyor.

Neden böyle bir karar verdiğini, ne zamandır planladığını, ne düşündüğünü anlatıyor bir bir Jessie. Annesi Thelma ile dürüstçe birbirlerine cevap veriyorlar. Jessie’nin çocukluktan beri süregelen nöbetlerini, eski kocası Cecil’in yazdığı mektubun aslında Jessie tarafından yazımış olduğunu, Cecil’in başkasıyla ilişkisi olduğunu... hepsini bu dürüstlük sayesinde öğreniyoruz. En sonda ise beklenilen final gerçekleşiyor.

 

Dekor güzel. Salon ile bitişik bir mutfak var. Oyunun çoğu salondaki masa ve mutfaktaki masada geçiyor. Oyuncular dekoru kullanıyor, süs gibi yerleştirilmemişler (ki bu bence güzel bir durum). Anne-kız arasındaki gerilim biraz Amerikan kalmış. Türk bir kız, annesine “Anne ben intihar edeceğim. Bu geceyi de birlikte gülüp eğlenerek geçireceğiz, ben sana manikür yaparım hem” dediği anda ağzına terliği yer. Üzerine de babaya şikayet edilir. “İntihar Edeceğim” dediğine diyeceğine itinayla pişman edilir. Bu konudaki rahatlık, bana oyunun orijinaline sadık kalındığını gösteren ufak bir detaydı mesela. Anne-kız kavga ettiğinde biz izleyici de geriliyoruz, ağladığında biz de üzülüyoruz. Duyguyu çok çok iyi yansıttılar izleyiciye, özellikle Gizem Aldemir. Gizem Aldemir çok güzel oynamış demiş miydim?

Gösterimin olduğu salon da gerçekten büyük ve ferahtı. Kumbaravan biletleri de önlerden seçmiş ki benim gibi miyoplar oyunu izlemek için can çekişmesin diye. Bu çok güzel bir sürprizdi benim için. Bir diğer sürpriz de 5 bursiyer boncuk gibi, yan yana dizilmişiz. Hemmen fotoğrafladım bu durumu tabii ki. Umarım tekrar karşılaşırız hepsiyle :) ilgili fotoğrafı da yazımın sonuna ekliyor, ve bitiriyorum.

Merhaba Oğuzhan,

 

Oyunumuz ile ilgili yazınız bize ulaştı ve okuduk, oyunumuzu izlediğin ve görüşlerin için teşekkür ederiz.

 

Diğer oyunlarımıza da bekler, Tiyatro dolu günler dileriz.

 

Saygı ve Sevgilerimizle,

 

Ankara Sanat Tiyatrosu

Kumbaravan

Sosyal Girişimler

İletişim

0 545 860 99 22

Bilgi@Kumbaravan.com

© 2018 Kumbaravan, tüm hakları saklıdır.