Kullanıcı Adı

Şifre

Şifreni mi unuttun?

Giriş Yap

Ayça'nın Duvarı

Ayça Atasoy

Marmara Üni.

Hukuk

3.Sınıf

Etkinlik Bilgileri

 

17 Kasım 2018

Trump Gösteri ve Kültür Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

Ankara Sanat Tiyatrosu - İyi Geceler Anne

Etkinlik Bilgileri

 

17 Kasım 2018

Trump Gösteri ve Kültür Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

Ankara Sanat Tiyatrosu - İyi Geceler Anne

 ..Pulitzer ödüllü drama olan İyi Geceler Anne oyunundan bana kalanlar..

Ankara Sanat Tiyatro’sunun değerli oyuncuları Lale Mansur ve Gizem Aldemir’in sahneyi paylaştığı 2 kişilik oyuna Trump Gösteri Merkezi’nde misafir olduk. Bizi karşılayan sahne dekoru hemen herkeste hayranlık uyandıracak derecede etkileyiciydi gözlemlerim bunu destekledi. Oyunun veranda ve mutfak alanlarında geçmesi buna gerçeklik katmak adına en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş şeker kavanozları, mutfak gereçleri ve çoğu zaman anne-kızın birbiriyle yüzleşmekten kaçındığı ayrı ayrı seyirciye dönük oynadığı sahneler için düzenlenmiş iki ayrı masanın varlığıyla, paylaşılan her an bu bakımdan gerçeklik algısıyla seyirciye geçmiş durumdaydı. Oyunculuk adına Lale Mansur’un feminen, çözüm odaklı anne rolünü layıkıyla canlandırdığını düşünüyorum, o bitkin hayattan vazgeçmiş fakat bir o kadar da ölmekte kararlı söylemler savuran Jessie, Gizem Aldemir ise, bana çoğu zaman vazgeçirilmesi mümkün gibi görünmekle beraber oyunun sonunda bunun sadece kendi adıma yaşama duyduğum inançla alakalı olduğu kanısına vardım oyunun sonunu çoğumuz biliyorduk fakat silah sesi gelene kadar bunun gerçekleşmeyeceğine dair inancımız tamdı  bir yandan da ‘oyunun başında silah gösteriliyorsa o mutlaka patlar’ bunun da bilincindeydim. Nitekim bunu bir kez daha yaşamış olduk. Dikkatimi çeken bir başka husus ise ölüm kararını soğukkanlılıkla karşılayamayan bir annenin ‘Ben bundan sonra ne yapacağım.’ tavrına binaen Jessie’nin annesinin hayatının devamlılığı için kendince almaya çalıştığı önlemlerin çokluğuydu uzun bir süre bunları açıkladı ve ölümün ölümden ibaret olduğu felsefesinden hayli uzaktaydı, sıradan bir ölüm değildi ne de olsa kendi canına kıymak da buna bir nevi boyun eğmek de kolay iş değildi fakat başkalarının hatta  en yakınlarımızın bile buna kendi adına bencilce anlamlar yüklemesi beni her zaman rahatsız etmiştir. ‘Ben senin yavrundan arta kalanım anne.’ Bu cümle ise oyundaki en çarpıcı replikti bana göre ve eleştiri olarak nitelendirebileceğim kısma gelince, oyun hakkında araştırma yaparken hasbelkader bulduğum metnin aynının karşımda sarf edileceğini bilebilseydim hiç okumazdım, 1986dan bu yana aynen sahneleniyor anladığım kadarıyla fakat burada kaygı metne sadık kalmak mıdır bilemiyorum, aslında daha önce izlediğim oyunlarda karşılaştığım roman uyarlamaları metin temelli fakat bağımsız, günümüzden parçalar taşıyan ve bu anlamda seyirciyi çabucak etkisi altına alan oyunlardı. Belki tiyatro şeklinde kaleme alınmış bu metinde değişiklik yapılması tiyatro sanatıyla uğraşanlar adına önemli bir husustur bilgim var diyemem fakat naçizane söyleyebileceğim şey o zamanlar belki intihar düşüncesi bile insanlarda cesaret olarak fikir uyandırırken şu an geldiğimiz zamanda bunun olağanlaşmış olması bana eskimiş hissettirdi. O zamanlar yalnız kalmak bir marifetti fakat günümüzde kötü bir lanete dönüşmüş durumda insanlar hayatın karmaşasından boğulmak üzereyken nefes aldıracak şeylerin peşindeler ve sorunlar öyle ayyuka çıkmış durumda ki Jessie’yi intihara sürükleyen şeyler bana tatmin edici gelmedi dediğim gibi ‘eskimişliği hissettim.’ Oyun silah sesi dışında hiç yükselmedi diyebilirim. Jessie’nin aldatıldığını annesinden öğrenmesi bir anlık bir boşluk yarattı ardından aynen olağan akış.. Oyuna dair ipucu vermemek gibi bir ilkem olsa da ‘Jessie eski kocası tarafından aldatılmış ve bu kadar, devamı yok’ olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim.

Tüm bunların dışında yıllardır sahnelenen ve sahnelenecek olan, yaşatmaya çalıştığımız bu değerli oyunu geliştirilmiş yenilenmiş herkesin kendinden bir şeyler bulacağı karakterlerle bütünleşeceği şekilde revize edilmiş halini izlemek ve izletmek isterim. Sevgiler...

Merhaba Ayça,

 

Oyunumuz ile ilgili yazınız bize ulaştı ve okuduk, oyunumuzu izlediğin ve görüşlerin için teşekkür ederiz.

 

Diğer oyunlarımıza da bekler, Tiyatro dolu günler dileriz.

 

Saygı ve Sevgilerimizle,

 

Ankara Sanat Tiyatrosu

Etkinlik Bilgileri

 

30 Kasım 2018

DARA

Profilo Kültür Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

Sahnede hayat dolu bir kadın, evin küçük kızı belli ki. Şımarıklıklar, hazırcevaplar, umursamazlıklar; karşısında da sorumlulukların bilincinde bir kadın imajı veren abla karakteri. Sahneye baktığında diyorsun ki evet aralarında sadece bir nesil olmasına rağmen çağ farkı oluşmuş olan; bizim nesil ve aile bireylerimiz, tüm diyaloglarımızla hatta başarısız iletişimsizliğimizle sahnedeyiz.

 

Adı çiçek, oyunun başından sonuna kadar her yaprağından farklı bir yazgı çıktı. Çok sevdik onu, çok üzüldük hikayesine. O kocaman dünyası meğer dört duvarın içine hapsolmuş sonraları öğrendik. ‘Annemin mezarına neden gelmedin?’ Ablasına soruyordu, sordukça cevapsız kaldı. Öğrendik nihayetinde, bu kötü yazgı seneler süren tedavi süreci en çok çiçeğin ruhunu kemirir sanarken ablası nezdinde kıskançlık birikmiş birikmiş çığ olmuş. İnsana en kötü hataları yaptıran o söylenemeyenler yüzleşilemeyenler döküldü ablanın zihninden tüm bu akıl almaz fikirler pusudaymış hissiyatı verdi, öyle bir çırpıda aktı gitti. Kıskançlık nefrete nefret de günü geldiğinde intikama dönüşüyor.

 

Kulağı tırmalıyor, can yakıyor Çiçeğin suçu ne! Çiçek masum, evet bu biraz hafifletiyor adalet diyor oradan biri belinde silahıyla, kendi adaletini yaratıyor çiziyor bozuyor kendince en doğru olanı yapıyor bir intikam bir intikamla birleşiyor birbirini götürüyor kayıplar büyüyor .

 

İnsanı insan yapan kararlarıymış, sahi biz ne zaman kendi kararımızı verdik ki?

Adaletin her formu tartışıldı bu oyunda, tanrının adaleti, devletlerin adaletsizliği, büyük harflerle DARA.. Hani o teraziyi dengelemek için diğer kefeye koyulan taş, o taş bu kez bir çiçekti. Yazar Yakup Turgut öyle ağır cümlelerle yaptı ki bu demeci ardı ardına gelen gerçekler karşısında durmasını istedim, hayır durmadı teker teker anlattı, o konuştukça biz derine gömüldük sahne karardı herkes karanlığın içinde kendi hikayesini tamamladı, yazdıkça intikam alamadık boştan alıp doluya koysam evet adalet tam da böyle bir şeydi.

 

An gelir, ‘’kimin baldızı be! Aslansın’’dır. An gelir basit bir para borcunun konususundur! Kadınsındır çünkü, kimi zaman babanın, eşinin, bu oyunda çarpıcı bir şekilde eniştenin namususundur. Annen, büyük ablan boyun eğendir. Öyle anlar gelir ki senin bedenin üzerinde de söz sahibidir bu ahlak bekçileri. ahlakın da hayatın da onların biçtiği kadardır. Boyun eğersin, satılırsın. Bahşedilen hayatındır kimse duymaz Ne olacak ki bir geceden! Diyebilirler. Kaç gecene daha karanlık gibi çökecek eril irade böyle masum görünen yalanların ardına sığınır, kömürün adaletiyse oyunun sonunda bu tahakküm sahiplerinin hayatına çökecektir, tabi buna adalet denirse.

BursKumbaravan’a teşekkürlerimi borç bilirim.

Etkinlik Bilgileri

 

26 Aralık 2018

Kıyı

Moda Sahnesi - İstanbul, Kadıköy

Moda Sahnesi 3 yıldır düzenli olarak konuk olmaya çalıştığım, aynı tadı başka bir yerde asla bulamadığım bir mekan, hikayelerinin, oyuncularının, yönetmenlerinin hepsinin çok başarılı işler çıkardıklarını düşünüyorum ama burayı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği seyirci kitlesi. Çoğunun düzenli tiyatro seyircisi olduğunu, üzerinde tartışan ve düşünsel olarak değer veren insanlardan oluştuğunu düşünüyorum, 3-4 yıldır oynanan oyunların hala kapalı gişe olması bu tüm bahsettiklerimin ortak ürünü bence. Oyuncular teker teker sahneye geliyor, sahnede bir kesit var oyuncuları bizden ayıran bir set gibi daha çok, Tüm oyuncular tek tek giriş yapıyor ve enstrümanını eline alan müziğe dahil oluyor. ışıklar henüz kapanmadı, herkes telaşla konuşmalarını tamamlamaya çalışıyor oyunun başlangıcı bir provaymış hissi veriyor. Müzik öyle güzel ki hep arka fonda farklı tınılarda oyunla birlikte devam etmeli diye geçiriyorum aklımdan . 150 dakika, 2 perde halinde oynanan Kıyı konusu bakımından oldukça kapsamlı, tüm bu yeryüzünün ortak hikayesinin Wajdi Mouwad’ın metninin etrafından bize sunulduğu bir oyun. Lübnandaki iç savaştan yola çıkıyor fakat sadece Lübnan’ı anlatmıyor. Coğrafya ve belirli bir tarih olmadan henüz bitmemiş bir hikaye var. Hikayenin içindeki morg levazımatçısı hamlet’ten, oeidipus, prens mişkin...her yerden bir şeyler var açıkçası.

 

Oyunun başlangıcında hayali bir hakime Wilfrid anlatıyor. Sanık sandalyesini diğer oyuncular ellerindeki tahtalarla oluşturmuş. O gece yaşadıklarını anlatıyor ve babasının ölüm haberini aldığı anı.. Wilfrid’in hayali arkadaşı şövalye oyun esnasında başı sıkıştığında her an yanına koşuyor yıllardır ona sırdaşlık ediyor hepimizin istediği türden doğrusu :) Wilfrid şövalyeye babasinin öldüğünü söyleyince verdiği cevap ise’ bu her babanın oğlundan önce yapması gereken bir şeydir’ demesi bizi olağan ölümlerin huzuruna götürüyor, unuttuğumuz bir şey ne de olsa...

Sonrasında bu ölüm tüm hikayenin bel kemiğini oluşturuyor. Wilfrid'in daha önce duymadığı henüz ölmüş babasının ve onu doğururken ölmüş annesinin hikayesi birden beliriyor. Savaş, sürgün, katliam ve göçün içinde doğmuş eski bir aşk hikayesidir onlarınki. Ve babası yıllar önce göç ettiği topraklarda ilelebete kavuşmak istemektedir. Uzun bir yolculuktur Wilfrid ve sırtında taşıdığı babası için. Yolda elbette yalnız değiller. Savaşın ardından yaşamayı başarabilmiş bazıları mezarının yerini bilmedikleri onlarcasına olan inançlarıyla Wilfrid’in babasını gömme arzusu taşırlar. Artık sadece bir ölü beden değil bir semboldür de. Karşılaşılanlar kadrosu oldukça geniş ve dopdolu hikayeler var.

Simone’un ağıtları ve çağrıları var. Tüm insanlığa.. ‘Yolların kesiştiği yerde rastlayacaksın sen de ötekine.’

Mert Şişmanlar diyor ki: sanki 2500 seneyi bir akşamda anlatmamız gerekiyor.

Sonraları bu 2500 yıllık acıyı Wazaan’da görüyoruz. Kör bir bilge gibi düşünebiliriz karanlığı hiç görmedim diyor. Aslında karanlığın içinde var olmuş. Jossephine’e antigone diye sesleniyor. Antigone, babasının cesedine sahip çıkmak uğruna toplumla yüzleşen karakterken bu oyunda tüm ölülere sahip çıkan, ölü insanların isimlerinin yazdığı rehberleri taşıyarak daha kutsal bir karakter var bu Jossephine.

Bir mezar bulmak ne kadar zor olabilir ki cümlesi her metrekaresi kemiklerle ve ölü bedenlerle kaplı topraklar için çok da geçerli değil. Bakıldığında bu tüm coğrafyanın ortak kaderidir. Garipsemeyin, düşünün...

Bir toprak ağası var keyfinden ödün vermeyen, her şeye rağmen lüks hayatından hiçbir zerre eksilmemiş olan. Bu savaştan beslenen kesimi anlatıyor benim gözümde. Bir tek onun topraklarından çare umarken o ‘bahçeme neyi gömeceğimi bilmem lazım’ diyor. Ucunda çıkar olmayan işe yanaşmıyorlar ve belki hayatta kalmalarını da bu vahşiliklerine borçlular. Simone babanın mezar taşına sahip olması konusunda ısrarcı. Hepimiz kaybettiklerimizi yazarız o taşa diyor. Fakat bir köyde eğer ölüye yer yoksa diğer beklentiler de anlamsız kalıyor.

Ve kıyı... Herkes babanın huzur bulacağı yerin bu okyanus kıyısı olduğunda karar kılıyor. Sulara karışıp giden cesetle, herkese biraz huzur kalıyor. Üzerinde düşünülmesi günler alacak, birden fazla kez gidilmesi gereken bir oyundu. Kendini sadece bu günden değil geçmişten de sorumlu hisseden herkese selam ve bolca hasret...