Menü Kapat

Terzihane

Terzihane

Şubat ayında Dava oyunuyla tanıdığım Yakîn Tiyatro ekibini, bu ay Molière’in Scapin’in Dolapları (Les Fourberies de Scapin) tiyatro eserinden uyarlanan 2 perdelik Terzihane oyunuyla izledim sahnede ve inanılmaz sevdim!

 

Oyunun dekoru, fotoğrafta görülen perdeli sahneden ibaret. Oyun boyunca içteki değişik renkli/temalı perdeler birer birer çekilerek, seyircide farklı mekan algısı yaratılıyor ve arkadan verilen farklı sesler ya da müziklerle de bu algı destekleniyor. Oyunun başında, dış perde açıldığında Terzi James’i atölyesinde çalışırken görüyoruz. Kendisi gayet şahsına münhasır(?) -şahıs kimdir, şahsiyet nedir, kıyafetlerimizden başka?- bir beyefendi, kendi aleminde. Yarattığı, kesip diktiği kıyafetlerin ise birer kumaş parçasından ziyade birer karakter, kişilik olduğunu oyun esnasında yavaş yavaş, sindire sindire fark ediyoruz. Çünkü oyun boyunca, sokakta karşılaşılabilecek kadar bize yakın olan, bazı kemikleşmiş insan tipleri, giydikleri yine o insanlara has kıyafetlerle bir bir sahneleniyor, ve sonra hiç tanımadığımız birisinin iki farklı kıyafetle mesela, nasıl iki farklı kişi oluverdiğini görüyoruz. Ve tüm bu değişimler, olaylara yedirilmiş dinamik bir akışta gerçekleşiyor, hiç sıkmadığı gibi kafa karıştırmıyor ya da anlamı kesintiye uğratmıyor. Ve o kadar nükteli, sosyal yaşama ya da karakterleşmiş kişiliklere dair cuk diye yerine oturan tespitlerle dolu bir oyun ki Terzihane, oyunun yüksek enerjisine kahkahalarınızla eşlik ediyorsunuz, arka planda size vermeye çalıştığı bir şeyler olduğunu bilmeniz ise ayrı bir keyif veriyor. Dava’da da kendini çok net hissettiren absürtlüğe bu oyunda da fazlasıyla, ama o kadar tadında yer verilmişti ki; oyuna yedirilen, asla sıkmayan ve zekice espirilerle, oyunun her anından zevk almak mümkünken, oyundan çıktığınızda ise genel bi’ ana fikrin varlığının da farkına varıp, “Vay be!” diyorsunuz, “Meğerse bunu anlatmak istemişler…”. Bu ana fikrin ne olduğu, cümle cümle ifade edilecek kadar net değil; sadece orada daha derin bir anlam da olduğunu, izleyen herkesin fark etmesi gayet mümkün. Ki bence, boş bir komediden ziyade, farklı manaların yüklenebileceği soyut ve çok yönlü bir düşünce fikri o kadar hoş ki, oyundan çıktığımda da oyundaki neşemi korumama teşvik etti beni. Bense bu fikri kendimce şu sorularla kelimelere dökebilirim naçizane; biz mi kumaşlara şekil veriyoruz yoksa onlar mı bize? Biz kendimize kıyafetler, aksesuarlar mı tasarlıyoruz yoksa yeni yeni kişilikler, yeni yeni benlikler mi? “Kılığa girmek, kılığına girmek” geri dönüşü olan bir yol mu mesela; kıyafeti üzerimizden çıkarırken, o kıyafetin karakterini de aynı hızda üzerimizden sıyırabiliyor muyuz? İnsan denilen, sürekli değişen ve değişmesi gereken varlık, kendi değişimine kılıklar mı uyduruyor yoksa sadece?

Oyuncuların birbirleriyle uyumları ve enerjileri, sahneye koydukları gösteriyi fonda verilen seslerle süslemeleri ve zaman zaman müzikalimsi bir tat da hissettirmeleri Dava oyununda da gözlemlediğim hoşluklardı, Terzihane’deyse fazlasına bile şahit oldum diyebilirim. Hepsi inanılmaz görünüyorlardı ve bizi oyuna çekip içinde yaşatacak kadar da başarılıydılar.

Bana bu oyunu izleme fırsatı sağlayan Kumbaravan ve tüm bileşenlerine teşekkür ederim; Yakîn Tiyatro ekibineyse samimiyetleri için hayranlığımı dile getirmek isterim, ortaya koydukları işlerdeki özen ve başarıları içinse tebrik ederim.

Sosyal Medyada Paylaşmak isterseniz;

Bir cevap yazın