Menü Kapat

İyi Geceler Anne

İyi Geceler Anne

..Pulitzer ödüllü drama olan İyi Geceler Anne oyunundan bana kalanlar..

Ankara Sanat Tiyatro’sunun değerli oyuncuları Lale Mansur ve Gizem Aldemir’in sahneyi paylaştığı 2 kişilik oyuna Trump Gösteri Merkezi’nde misafir olduk. Bizi karşılayan sahne dekoru hemen herkeste hayranlık uyandıracak derecede etkileyiciydi gözlemlerim bunu destekledi. Oyunun veranda ve mutfak alanlarında geçmesi buna gerçeklik katmak adına en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş şeker kavanozları, mutfak gereçleri ve çoğu zaman anne-kızın birbiriyle yüzleşmekten kaçındığı ayrı ayrı seyirciye dönük oynadığı sahneler için düzenlenmiş iki ayrı masanın varlığıyla, paylaşılan her an bu bakımdan gerçeklik algısıyla seyirciye geçmiş durumdaydı. Oyunculuk adına Lale Mansur’un feminen, çözüm odaklı anne rolünü layıkıyla canlandırdığını düşünüyorum, o bitkin hayattan vazgeçmiş fakat bir o kadar da ölmekte kararlı söylemler savuran Jessie, Gizem Aldemir ise, bana çoğu zaman vazgeçirilmesi mümkün gibi görünmekle beraber oyunun sonunda bunun sadece kendi adıma yaşama duyduğum inançla alakalı olduğu kanısına vardım oyunun sonunu çoğumuz biliyorduk fakat silah sesi gelene kadar bunun gerçekleşmeyeceğine dair inancımız tamdı  bir yandan da ‘oyunun başında silah gösteriliyorsa o mutlaka patlar’ bunun da bilincindeydim. Nitekim bunu bir kez daha yaşamış olduk. Dikkatimi çeken bir başka husus ise ölüm kararını soğukkanlılıkla karşılayamayan bir annenin ‘Ben bundan sonra ne yapacağım.’ tavrına binaen Jessie’nin annesinin hayatının devamlılığı için kendince almaya çalıştığı önlemlerin çokluğuydu uzun bir süre bunları açıkladı ve ölümün ölümden ibaret olduğu felsefesinden hayli uzaktaydı, sıradan bir ölüm değildi ne de olsa kendi canına kıymak da buna bir nevi boyun eğmek de kolay iş değildi fakat başkalarının hatta  en yakınlarımızın bile buna kendi adına bencilce anlamlar yüklemesi beni her zaman rahatsız etmiştir. ‘Ben senin yavrundan arta kalanım anne.’ Bu cümle ise oyundaki en çarpıcı replikti bana göre ve eleştiri olarak nitelendirebileceğim kısma gelince, oyun hakkında araştırma yaparken hasbelkader bulduğum metnin aynının karşımda sarf edileceğini bilebilseydim hiç okumazdım, 1986dan bu yana aynen sahneleniyor anladığım kadarıyla fakat burada kaygı metne sadık kalmak mıdır bilemiyorum, aslında daha önce izlediğim oyunlarda karşılaştığım roman uyarlamaları metin temelli fakat bağımsız, günümüzden parçalar taşıyan ve bu anlamda seyirciyi çabucak etkisi altına alan oyunlardı. Belki tiyatro şeklinde kaleme alınmış bu metinde değişiklik yapılması tiyatro sanatıyla uğraşanlar adına önemli bir husustur bilgim var diyemem fakat naçizane söyleyebileceğim şey o zamanlar belki intihar düşüncesi bile insanlarda cesaret olarak fikir uyandırırken şu an geldiğimiz zamanda bunun olağanlaşmış olması bana eskimiş hissettirdi. O zamanlar yalnız kalmak bir marifetti fakat günümüzde kötü bir lanete dönüşmüş durumda insanlar hayatın karmaşasından boğulmak üzereyken nefes aldıracak şeylerin peşindeler ve sorunlar öyle ayyuka çıkmış durumda ki Jessie’yi intihara sürükleyen şeyler bana tatmin edici gelmedi dediğim gibi ‘eskimişliği hissettim.’ Oyun silah sesi dışında hiç yükselmedi diyebilirim. Jessie’nin aldatıldığını annesinden öğrenmesi bir anlık bir boşluk yarattı ardından aynen olağan akış.. Oyuna dair ipucu vermemek gibi bir ilkem olsa da ‘Jessie eski kocası tarafından aldatılmış ve bu kadar, devamı yok’ olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim.

Tüm bunların dışında yıllardır sahnelenen ve sahnelenecek olan, yaşatmaya çalıştığımız bu değerli oyunu geliştirilmiş yenilenmiş herkesin kendinden bir şeyler bulacağı karakterlerle bütünleşeceği şekilde revize edilmiş halini izlemek ve izletmek isterim. Sevgiler…

Diğer İlgili Yazılar

Bir cevap yazın